Ev Faresi Fındık faresi olarak ta anılırlar
ve çok küçük 3 cm civarındadırlar ve renkleri genelde
gridir, büyük kulakları, küçük gözleri ve burunları vardır.
Pislikleri siyah pirinç büyüklüğünde ve ovaldir. Pisliğini
her yere saçar, yuvasını gıda merkezlerine yakın
yerlerde yaparlar, ev ve iş yerlerine
yerleşir, çok iyi tırmanıcı ve sıçrayıcıdırlar. Ev fareleri çok çabuk
ürerler, gebelikleri 18-21 gün sürer ve her seferinde 5-8
arası yavru doğururlar. Yılda 5-10 döl verir. Çok güçlü koku
duyuları vardır. Ev ve işyerlerini istila eder, eşyaya zarar
verir, kemirirler, yiyeceklere zarar verir, tüketir
ambalajlarını bozarlar. Gıdaları ve gezdikleri çevreyi
kirleterek resimleri ile beraber bulaşıcı hastalıkların
insanlara yayılmasına neden olurlar. (veba, tifüs,
parazitler hastalıklar, kuduz salmonella bakterileri, weil,
sodoko, hummalar ve barsak enfeksiyonları gibi bir çok
hastalık).
Çatı Fareleri, kentlerde ve kırsal alanlarda yaygın olarak
görülürler. Kalın olmayan vücutlarında uzun kuyruk uzantısı,
iri gözleri ve kulakları vardır. Renkleri gri, kahverengi
veya siyahtır. Boyları 15 ile 30 cm arasında değişmektedir.
Ağırlıkları 80 ile 300 gram
arasındadır. Çatı Fareleri çok iyi tırmanırlar. Binaların
içerisinde, çatılarında, çöplerin arasında yaşarlar.
Çatı Çatı Faresi, tek seferde 4 ile 8 arasında yavru
doğurabilir. Genellikle yılda 6 defa doğum
gerçekleştirebilirler.
LAĞIM FARESİ İLAÇLAMA - LAĞIM FARELERİ
Lağım Faresi Küt burunlu, küçük kulak ve gözlere sahip, kaba
tüyleri kahverengi siyah karin bölgesi gri beyaz arası bir
renktedir. Lağım fareleri daha çok kanalizasyon sistemi,
binaların bodrum ve alt katları ile depolarda, bina dışında
ise nehir kenarlarında, yol boyunca toprak altında, çöp
yığınları ve beton altında yuvalarını kurarlar. Erginlerin
dışkıları iki ucu küt kapsül biçimindedir. 2-5 ayda ergin
hale gelir, bir yıl yaşarlar. Gebelikleri 3 hafta sürer.
Lağım Faresi Bir keresinde 7-8 yavru doğurur ve yılda 3-6
döl verebilirler. Kemirmeyi severler ve en çok elektrik
kablolarını kemirdiği için de sık sık yangınlara sebep
olurlar. Güçlü koku ve işitme duyularına sahiptirler. 12 mm
den büyük aralıktan kolayca geçebilir, 15 metre yükseklikten
atlayabilirler.
FARE HABER - FARE HABERLERİ - FARE SALGINI
Bulaşıcı veya salgın sarılık
Bulaşıcı sarılık, bulaşıcı kara sarılık (hepatitis)
hastalığı ile aynı mıdır?
Hayır. Bu hastalık bir spirokerle geçmektedir ve
taşıyıcıları farelerdir. Hastalık fare ısırmasıyla ve fare
pisliği veya idrarı ile bulaşmış olan su ve yiyeceklerden de
gelebilmektedir.
Bulaşıcı sarılık genellikle nerelerde bulunur ve bu
hastalığa yakalanması muhtemel kişiler hangileridir?
Bu hastalığa genellikle liman işletmelerinde, yük
iskelelerinde, lağımlar ve kanalizasyonlar ile farelerin en
çok bulunduğu yerlerde rastlanmaktadır. Liman işçileri,
kanalizasyon işçileri ve maden işçileri bu hastalığa
yakalanma ihtimalleri çok olan kişilerdir.
İrlandalı tarihçiden salgın haritası
Antalya'da geçmişte meydana gelen salgın hastalıklar ve
depremlerle ilgili bir araştırma yapan İrlandalı Sanat
Tarihçi Michael Duggan, kuş gribi gibi problemlerin turizme
büyük zarar verebileceğini açıkladı. Salgın hastalıkların
ticaret ve turizmden kaynaklanan insan sirkülasyonunun fazla
olduğu yerlerde daha fazla görüldüğünü söyleyen Duggan,
Antalya'nın geçmişte salgın hastalıklardan da çok çektiğini
açıkladı. Antalya'nın tarihte üç büyük veba salgınına maruz
kaldığını bildiren Duggan, "Birincisi Milattan Sonra 542
yılında Bizans döneminde yaşandı. İkincisi 1347'de oldu.
Üçüncü salgın ise 1835 yılında gerçekleşti. 1835'teki bu
salgında nüfusun yüzde 40'ı öldü. 542'de ki ilk salgında
ise, dağlarda yaşayan insanlar bile kırıldı. Örneğin
Beydağlarında bu veba salgınından sonra insan varlığı da
kayboldu" dedi.
Veba salgınına fare ve pirelerden geçen mikrobun yol
açtığını bildiren Duggan, "542 yılındaki salgın, Mısır'dan
ithal edilen buğdaylardan geçti. Mısırdan İstanbul'a
götürülen buğdaylarla birlikte vebalı fareler de geldi. Bu
fareler İstanbul'a ulaştı. Bir bölümü de Mısırdan Suriye
üzerinden Anadolu topraklarına girdi. 1347'deki veba salgını
ise İpek yolu ile doğudan yapılan ticaret sayesinde geldi.
Doğuda vebaya yakalanan tüccarlar, batıda bu hastalığı
diğerlerine bulaştırdı. Avrupa ülkelerini de kırıp geçiren
bu veba salgınına küreselleşme yol açmıştı. Şimdi de
insanlar kuş gribinden endişe ediyor" diye konuştu.
ANTALYA RİSKE AÇIK
Günümüzde ulaşımın engel tanımadığını
bildiren Duggan, "Dünya artık çok küçüldü. Her yıl
milyonlarca insan, hareket ediyor. Bu nedenle, salgın
hastalıkların yayılma riski geçmişe oranla çok daha fazla"
diye konuştu. Dünyada salgınların kaçınılmaz olduğunu
bildiren Duggan, " Antalya bir turizm kenti. dünyanın her
yerinden buraya tatile geliyorlar. Gelenler bir mikrop
getirebileceği gibi buradan da bir salgın götürebilir.
Antalya'da geçmişte sıtma hastalığı da vardı. Bu hastalığın
rezervi de halen devam ediyor" dedi.